BBC-Burhan Kavuncu ile sohbat: yazı metni ve (AUDİO)
14 Haziran 2014  //  By:   //  Burhan Kavuncu, TÜRKİSTAN HABER, YAZARLAR  //  No Comment   //   2035 Okunma

BBC söhbetini buradadan da dinlemeniz mümkündür:


Burhan Kavuncu : Orta Asya’da halklarımız arasında barış ve kardeşliği tesis etmek için mücadele ediyoruz

BBC : BBC’nin bu haftaki misafiri, Türkiye’deki tanınmış STK yöneticilerinden, Türkistan-Der (Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği) Başkan Burhan Kavuncu. Esselamu aleykum Burhan ağabey!

Burhan Kavuncu : Ve aleykum selam, hoş bulduk.

BBC : Sohbete Londra’da yaşayan Şahnaze’nin sorularıyla başlayalım : “Özbekistan asıllısınız, ailenizin tarihi hakkında konuşabilir misiniz? Eğer mahrem değilse, soyadınız neden ‘Kavuncu’. Halen Özbekistan’daki akrabalarınızla görüşüyor musunuz?” Yine Londra’dan ‘Ben’ ismi ile mesaj yollayan dinleyicimiz de niçin ‘Kavuncu’ ismini aldığınızı soruyor.

B.K. : Ben Türkiye’de doğdum, ailem ise Türkistan’dan hicret edip Türkiye’ye gelmişler. Babam Hamit Kavuncu’nun babası Abdurrahman Kavuncu Namangan’ın ‘Kavuncu’ köyünde doğmuş.Kavuncu Köyü, şimdi Namangan’ın bir mahallesidir. Namangan’ın kavunları meşhur olup, Türkistan’da en büyük ve şirin kavunlar burada yetişenlerdir. Abdurrahman dedem dini tahsil için Medine’ye gidip orada yerleşmiş. Peygamberimiz Hz.Muhammed’in kabr-i şerifleri (Ravza-i mutahhara) da Medine’dedir. Medine’de ‘Buharalılar’ namı ile yaşamakta olan Türkistanlılar çoktur. 1.Cihan Harbi’nden sonra Medine’deki Buharalıların önde gelenleri Türkiye’ye hicret ettiler. Annem Ayhan hanım, Khokand’ın Beşarık ilçesinde doğmuşlar. Babası Nasrullah efendi Hindistan’da tahsil görmüşler. Aileleri Khokand’da ‘hocalar veya Eşanlar’ namı ile tanınırlar. Dedem Nasrullah hoca, Rus işgaline karşı mücadele için Basmacılar (Korbaşılar) hareketine katılmış, bu sebeple Sibirya’da yaklaşık sekiz yıl hapis yatmışlar. Mahpusluktan sonra (ailesini de alarak) önce Tacikistan’a daha sonra da Afganistan’ın Mezar-ı Şerif ve Kabil şehirlerine yerleşmişler. Türkiye’ye hicret ettiklerinde (1938) annem Ayhan hanım 9 yaşında imiş. Özbekistan’da akrabalarımız var, onlarla gidiş gelişlerimiz de oluyor. Akrabalarımızın çoğu Taşkent’te, Hokand’ta, Namangan’da yaşıyor.

BBC : İstanbul’dan Abdurrahman Muhammed’in sorusu: “Esselamu aleykum sayın Burhan Kavuncu ! Derneğinizin esas amacı nedir?”

BK : Ve aleykum selam. Derneğimizin öncelikli maksadı muhaceretteki Türkistanlılar’la ilmi-maarifi, ictimai- hukuki yardımlaşmadır. Yüksek amacımız ise büyük Türkistan’ın azadlığı, gerçek bağımsızlığı, vatanımızda İslam medeniyetinin yeniden kuruluşu, Türkistanlıların hür ve itibarlı insanlar olarak yaşamalarıdır. Bu yüksek gayeler içinde elbette siyasi fikirler de mevcuttur. Ama bize göre önce kültürel, ilmi, sosyal ve dini terakkilerin sağlanması gelmektedir.

BBC : Doğrusunu söylemek gerekirse, Türkistan sınırlarında bulunan her bir memlekette kendine has gayeler var ve bu milli gayeler bazı hallerde birbirine uymuyor. Bu anlamda Londra’dan ‘Ben’ yine soruyor: “Türkistan birliği kitaplarda kalmış bir şeydir”  ve “milletleri nasıl yapıp da dayanışmaya çağıracaksınız” diyor.

B.K. : Türkistan’daki devletlerin bugünkü durumu bizim için meşru bir veri teşkil etmez. Bizim için halqlar arasindaki alaqa daha mühimdir, çok daha mühimdir. Turkiston halqlari arasindaki ilişkiler aslında gayet iyidir. Biz Türkistan’daki, yani Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan’daki ve diğer ülkelerdeki hemşehrilerimizi İslami kardeşliğe çağırıyoruz. Türkistan kardeşliği, İslam kardeşliği aramızdaki bütün problemlerin çözümü için yeterlidir inşaallah.

BBC : Burhan bey, teşkilatınızın ismi Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği olduğuna göre, Orta Asya devletlerinden hangisi ile resmi ilişkileriniz var?

B.K. : Bizim derneğimiz sivil, yani resmi olmayan, halka ait bir kurumdur (İngilizcede Non Governmental Organization deniliyor). Devletlerle resmi alakanız olursa, STK sayılmazsınız. Ama halkın problemlerini, taleplerini hükûmetlere duyurmak için çalışıyoruz. Bizim derneğimiz, muhaceretteki yurttaşlarımızın problemlerine çözümler bulabilmek için uğraşmakta. Bazı meselelerde İstanbul’daki konsolosluklara müracaatımız olabilmektedir.

BBC : Özbekistan’la ilişkileriniz nasıl? Eğer gereken alakalar sağlanamadıysa bunu ne engelledi?

B.K. : Özbekistan hükumeti ile resmi münasebetlerimiz yok, ama bir çok Özbek kardeşlerimiz ve Özbek aydınları ile iyi ilişkilerimiz var. Zaten bizim için rejimle değil halkın gerçek temsilcileri ile alaka kılmak önemlidir.

BBC : İstanbul’dan Abdurrahman Muhammed’in ikinci sorusu: “Orta Asya’daki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?”

B.K. : Türkistan -bizim ata yurdumuz- şimdi değil 500 yıldan beri böyle acınacak bir durumdadır. Emir Timur’un, Uluğ Bek’in ve İbni Sinaların torunları şimdi fakir ve çaresiz bir halde, iş bulmak için Moskova’da birbirleri ile vuruşan cahil adamlar vaziyetindeler. Şarki Türkistan’da Çin zulmü altında inleyen yurttaşlarımızın feryadı Dünya’ya yayılmakta. Özbekistan’daki zulüm, Çin’deki zulümden asla daha az değildir. Bu zillet bize Allah’ın takdiri midir? Haşa. Böyle değil. Biz müslümanlar Orta Asya’nın bu kara günlerini değiştirmek istiyoruz.

BBC : Şimdi Türkistan denilen sınırlarda bulunan ülkeler arasındaki mevcut münasebetleri ve bu bölgedeki siyasi durumu göz önünde bulundurursak, derneğinizin amaçları ne kadar gerçekçi sayılabilir? Bölgede bu namı istemeyen ülkeler de yok değil, hususen Tacikistan ve Afganistan.

B.K. : Bizim gayemizin çok uzak görünmesi mümkün, lakin burada iki hususun altını çizmek istiyorum: Birincisi, bizim kuşağımızda yani 1950’li yıllarda doğanlar arasında Türkistan ismi biliniyordu. Bir Kırgız, bir Kazak, bir Kaşgarlı “ben Türkistanlıyım” derdi. Şimdi Türkistan ismi unutuldu, unutturuldu. Bunu yeniden hatırlamak kullanmaya başlamak zor bir şey değildir. 60- 70 yıl önce mümkün olan iş, elbette şimdi de mümkündür. İkincisi, Türkistan’ın birliği öncelikle halkların birliğidir. Biz buralara gelen Özbeklere, Kırgız ve Kazaklara, onların aslında Türkistanlı olduklarını anlatıyoruz. Sonuç olarak ayrı ayrı devletler, bayraklar, sınırlar “sizin ve atalarınızın uydurmuş olduğu isimlerden başka bir şey değildir” diyoruz. (Yusuf S., 40. ayet). Bugün “halkların kardeşliği” şiarı yükselmekte. Bütün müslümanlar birbiri ile kardeştir. Bizim ayrı ayrı, parça parça oluşumuz diktatörlere ve emperyalist devletlere hizmet etmekte. 2010 yılında “Kırgızistan Faciası” diye hatırlanan olaylarda binlerce Türkistanlı öldü. Türkiston davasi böyle cehaletlerin bitişi, bir daha tekrarlanmaması için mücadele demektir. Bu facialar, bu cehaletler ne kadar gerçeklikse, bunlara karşı mücadele etmek o kadar gerçekçidir. İyi biliniz ki Türkistan bir hayal değildir. Bin yıldan beri var olan bir hakikattir. Türkistan davası bugünkü günde Orta Asya’da, halklarımız arasında barış ve kardeşligi yeniden tesis etmek için mücadele demektir.


BBC : Şimdi bu mücadeleyi nasıl hayata geçiriyorsunuz?

B.K. : Türkistan’a yani vatanımıza bu konuda bir çok davetler yapıyoruz. Umumi haberleşme araçlarıyla, internetten davetlerimiz oluyor. Rusya’daki, Amerika’daki, Arap ülkelerindeki Türkistanlılarla alakalarımızı yeniden sağladık. Orta Asya’dan gelen ticaretcilerle görüşüp, onlar vasıtasıyla davetimizi halkımıza ulaştırıyoruz. Yakında Türkistan ülkelerinde de derneğimizin temsilciliklerini açmayı planlıyoruz. Bizim İstanbul’da 27 Nisan’da düzenlediğimiz Kurultay gibi toplantılar, aydınlar buluşmaları düzenleyeceğiz.


BBC : İsveç’ten Muhammed Salih’in sualleri şöyle : “Burhan bey, Türkiye’de Türki devletlerin ortaklaşa bir buluşması oldu. Bu buluşmaya devlet başkanları katıldı. Bu görüşmeler çerçevesinde sizin teşkilatınız hükümetle birlikte bu ülkelerin aydınları, yazarları arasında diyalog gerçekleştirerek kültürel, sosyal bütünleşme akımına katkıda bulunamaz mı?”

B.K. : Türki devletler arasındaki buluşmalar, yakinlaşmalar elbette olumlu çalışmalardır. Bizim bunlara bağlı olmayarak da alakalar teşkil kılışımız gerekli. Bu buluşma çerçevesinde de münasebetler tesisi mümkün. İnşaollah Turkiye’deki resmi makamlara müracaat edebiliriz. Sosyal ve kültürel birlik için çok çalışmamız lazım. Turkistan’ın yazar ve aydınları arasında iyi münasebetler çok olsa, devletler arasındaki munasebetlerin de daha saglam ve daimi oluşu mumkun olur inshaollah.

BBC : Yine Muhammed Salih : “Özbekistan’ın bu buluşmaya gelmemesi nasıl izah ediyorsunuz?”

B.K. : Türki devletler arasındaki buluşmaların sonuncusu Türkiye’de gerçekleşen Türk Konseyi toplantısıydı. Özbekistan bunlara katılmıyor. Özbekistan yönetimi komşu devletlerin hiç birisi ile iyi münasebetler kurmuyor. Onların alakası bazen Rusya ile, bazen Çin ile bazen da ABD ile, NATO ile olmakta. İslam Kerimov yönetimi müslümanlar ile, Türkiler ile iyi ilişkiler kurmuyor. Kendi öz halkıyla da iyi münasebeti yok. Diktatoryanın tabiatinda bu var.

Böyle buluşmalar sadece Türki devletler arasında değil müslüman halklar arasında da olsa daha iyi olacaktır. Türkistan’ın birliği için İslami bağlar çok kıymetlidir. Türkistan’da Türkçe konuşmayan halklar da var, Tacikler, Peştunlar gibi. Bizim için halklar arasındaki ilişkiler, devletler arasında olandan daha önemlidir. Türkistan halkları arasında bazı istisnai olaylar olsa da esasında kuvvetli dostluk bağları vardır. Halklarımızın dili birdir, bundan da mühimi dini de birdir.

BBC : Bu ilginç sohbet için çok teşekkürler!

B.K. Siz de sağolun. Türkistan halklarının hepsine selam diyorum.

 

Yorum Yapın